Fatih Özgüven. Kıskanmak-1. Radikal Kültür Sanat.  9 Temmuz 2010. Eleştiri.

Kıskanmak son yılların Türk filmlerinde rastlamadığımız ölçüde etkileyici bir biçimde açılıyor; asimetrik, her halükârda atipik kadrajda bir-iki müzisyen ve Altı Ok’un üst parçası... Nasıl bir şey olduğunu bugün ancak dönem filmlerinden hatırlamak durumunda olduğumuz bir klişe üzerine çeşitleme. Ardından İstiklal Marşı çalınmaya başlıyor, perdedeki herkes ayağa kalkıyor. Milli marşın sinemamızda bir ‘şaşırtmaca’ olarak kullanıldığına ilk kez tanık oluyorum, mükemmel. Bazı seyirci ayağa kalkacak mı diye bekledim ilk gösterimde hatta. Marş tamamen bitmeden bir tangoya geçiyoruz. Karanlıkça bir Cumhuriyet balosundayız. Demirkubuz böylece bize Cumhuriyet’in ilk yıllarından, daha doğrusu Cumhuriyet’in ilk yılları klişesinden ne anladığını hemen söylemiş oluyor. Karanlık ve ıslak bir taşradayız. Nobran bir mühendis, şaşırtıcı çirkinlikte kız kardeşi, şaşırtıcı güzellikte karısı ve başarıyla çizilmiş bir iki yan tiple (Nihal Koldaş!) karşı karşıyayız. Anlıyoruz, Demirkubuz öncelikle güzelle çirkin arasında bir tezat kuracak, Nahit Sırrı’nın ‘ama güzel lacivert gözleri vardı’ dediği Seniha’ya atipik bir kahraman olma şansı tanımayacak, ne de Mükerrem’i ‘etin ve sinirin hâkimiyeti’ne kolayca girebilecek akça pakça bir kız olarak yorumlayacak. Mühendis ise hep bir İngiliz filmi mühendisi olacak- peki. Ev, kömür madeni, sosyallik mekanları, hatta dışarısı; Demirkubuz’un hep kapalılıktan, klostrofobiden sözetmek istediğini de anlıyor, dar ev içlerinden, bu kapalılıkta kendine zar zor yer bulan kameradan bir Fassbinder tadı bile alıyoruz. (Burada Emre Erkmen’i anmalı.)

Taşrada nasıl şeytana uyulur? Demirkubuz’un şeytanı bir taşra dandy’si, filme uzaydan düşmüş gibi duran akıl karıştırıcı bir ‘velet’. Nahit Sırrı’nın tarif ettiği ‘aşüfte oğlan’ değil, olmaması da iyi. (Filmin Nahit Sırrı’yla hemfikir olmadığı noktalar toplamda problemli ama ayrıntılarda ilginç ve cesur.) Sinema salonundaki baştan çıkma fantezisi ve onu takip eden sevişme belki son zamanlar Türk sinemasında çekilmiş en iyi cinsellik sahneleri- az laf, çok iş. (Aracı kadın rolünde mükemmelen sinsi Hasibe Eren.) Gerçi, hemen şunu da farkediyoruz. Koca ile kız kardeş o kadar donuklar, hele ikincisinin ruhunda esen fırtınalar öylesine ‘buz devri’ne tercüme edilmiş ki, filmin duygulanabilen tek kahramanı Gelin merkeze kayıyor ve film bir ara ‘Kıskanmak’tan çok ‘Madam Bovary’ oluyor. (Berrak Tüzünataç’ın gayretlerini de takdir edelim.) Demirkubuz’un amaçladığı bir şey mi, şüpheliyim.

Geliyoruz başka problemli bir noktaya. Karakterler kitabi konuşma bölümlerini, o kalabalık ve belagatli pasajları, özellikle anahtar sahnelerde manzume gibi nefes nefese okuyorlar. O zamanların konuşma, örüntülerine aşina olmayanlar için çalışılması gereken bir konu bu. ‘Musahipzade’ yerine ‘Muhasipzade’ ya da ‘kabil’ yerine ‘kâbil’ demeleri muhtemelen aktrislerin suçu değil, bu işle meşgul kimselerin dikkat etmesi gereken şey. 
Dönem filminin çeşitli cepheleri var, ‘Kıskanmak’ gibi görselliği başarıyla aşmış olanlarda da böyle problemler ortaya çıkabiliyor. (Demirkubuz bu filmi, iddia ettiği gibi, günümüzde de çekebilirdi, keşke çekseydi de- onun dönem filmi fikrini ‘nazenin’ bulduğunu düşünüyoruz ara sıra.) Seniha ile Mükerrem arasındaki ilişki romanda müphem olan, bu yüzden de romanı ‘modern’ yapan şeylerden biridir. Kimsenin sadece kötü ya da faziletli olmadığı (çirkinlik ve güzelliğin de göreceli olması gibi) romanda Mükerrem, filmin de ima ettiği gibi Seniha’yı kardeşçe sever de. Filmde Mükerrem’in açılmak istediği sahnede, Seniha ona kendi kararlarını izlemesini tavsiye eder. Romandaki gibi onun samimi, ama/olsa olsa umursamaz olduğunu düşünürüz. Seniha’nın başkalarının aşk oyunlarına karşı bir ilgisizliği vardır, hayat onu öyle yapmıştır. Oysa filmde şen’i planlarını ‘aniden’ yürürlüğe koyacaktır. Nedir onu güden?  Ya da güdemeyen? Biriken kin, sadece ‘Suç ve Ceza’ okuması ve eski  fotoğrafla anlaşılır mı? Devamı gelecek haftaya. Son dönem Türk sinemasının en yetenekli yönetmeninin ilginç ama tartışmalı gövde gösterisi bir yazıda tüketilmeyi hak etmiyor. Bu arada filmi de görmüş olursunuz, mutlaka görünüz.

Fatih Özgüven. Kıskanmak-1. Radikal Kültür Sanat.  9 Temmuz 2010.