Senay Aydemir Referans 07.11.2009

Zeki Demirkubuz'un son filmi 'Kıskanmak', Türkiye sinemasındaki ortalamanın üzerinde çıksa da yönetmenin filmografisinde yukarılarda yer alamayacak. Film, çirkin bir kadının yakışıklı ağabeyi ve onun güzel karısından intikam alışını anlatıyor.

Zeki Demirkubuz, "Masumiyet"ten bu yana Türkiye sinemasının en fazla konuşulan yönetmenlerinin başında geliyor. Demirkubuz'u bu denli tartışılır yapan şeyse kendisinin, "İnsan denilen varlığı anlama çabası" olarak tanımladığı filmlerinin atmosferi ve konusu. İyilik, kötülük ve asıl olarak suçluluk duygusu kavramlarıyla bezenmiş kahramanları ve anlattığı hikâyelerle her filmi tartışmalar yaratan bir yönetmen Demirkubuz. 
Demirkubuz'u özellikle 1990'ların ikinci yarısında film çekmeye başlayan ve bugün artık olgunluk dönemlerini yaşayan kuşakdaşlarından ayıran en önemli özelliklerinden birisi de güçlü metinleri. Edebiyattan ve felsefeden beslenen yönetmen, Türkiye sinema tarihine geçen sahneler de çekmeyi başardı (Örn: "Masumiyette" Haluk Bilginer ve Derya Alabora'nın canlandırdığı karakterlerin kavga sahnesi...)

Görsel açıdan doyurucu 
İlk filmlerinde, görsel yanı fazla önemsemediği şeklinde eleştiriler alan Demirkubuz, bu alanda da önemli bir mesafe kat ettiğini "Kader"de göstermişti. Bu hafta gösterime giren ve hayranları tarafından merakla beklenen "Kıskanmak"ta işin bu yanını bir adım daha öteye taşımayı başarıyor. Ancak, usta yönetmenin önceki filmlerinden (özellikle "Masumiyet", "İtiraf", "Yazgı" ve "Kader") daha ileride bir film ortaya çıkarttığını söylemek zor. 
Altın Portakal Film Festivali'nde ilk gösterimi gerçekleştirilen ve Demirkubuz'un hiç de alışık olmadığı bir biçimde yalnızca "En İyi Kadın Oyuncu" ödülüyle yetinmek zorunda kalan "Kıskanmak"ın en büyük sorunu hikâyesinde. 
Bu sorunun kaynağı önceki filmlerinin hikâye ve senaryosunu kendisi kaleme alan Demirkubuz'un ilk kez başka bir metinden yola çıkmış olması olabilir. Senaryosunu Nahit Sırı Örik'in aynı adlı eserinden oluşturan Demirkubuz'un anlattığı hikâye hem daha önceki filmlerdeki kadar güçlü metinlere sahip değil hem de "Kıskanmak" gibi iddialı bir başlığın altını dolduramıyor. 
Örik'in kitabını filmi izlemeden önce okumuş, tavsiyelerine güvendiğim bir sinema yazarı arkadaşımın önerisiyle kitabı okumadan önce filmi seyrettim. Zira, arkadaşımın "İkisi birbirinden çok farklı" tespitine katılanların sayısı hiç de az değil. 
"Kıskanmak", 1930'lu yılların Zonguldak'ında geçiyor. Maden mühendisi Halit, güzel karısı Mükerrem ve kız kardeşi Seniha bir süre önce bu kentte taşınmıştır. Film, 29 Ekim gecesi düzenlenen cumhuriyet balosu ile açılıyor. Mükerrem'in güzelliği eşrafın ileri gelenlerinin eşleri tarafından dilden dile yayılırken bu durum kentin en zengin ailesinin şımarık oğlu Nüzhet'in de gözünden kaçmaz. Mükerrem ile Nüzhet'in yakınlaşmasını fark eden ama görmezden gelen Seniha, hem kendisinin hem ağabeyinin hem de Mükerrem'in felaketini hazırlayacak sürecin kapısını da açmış olur.

Nedensiz nedensizlik 
"Kıskanmak", açılış sahnesinden itibaren görsel olarak tıkır tıkır işliyor. Dönemin kostümlerinden, çekildiği coğrafyanın olanaklarının değerlendirilmesine kadar hiçbir şeyde sorun yok. Ancak, filmin ana ekseni yani "Kıskanmak" kısmı bir türlü kurulamıyor. Seniha'nın ağabeyine ve Mükerrem'e duyduğu nefreti ikiyüzlü bir biçimde saklamasını, bu nefretin hangi arada "kıskanma"ya dönüştüğünü, tüm bunların Seniha'nın çirkinliğiyle nasıl bir bağlantısı olduğunu anlayamıyoruz. Demirkubuz, Seniha ve Halit'in çocukluklarında itibaren çok farklı olduğunu aktarıyor. Seniha'nın çirkinliğinin nedenini, Halit'in ve karısının güzelliğinde arayışını da gösteriyor. Ama bütün bunlar hikâyenin bağlandığı noktayı açıklamaya yetmiyor. Tam bu noktada Demirkubuz'un bu tür durumlar için kullandığı "nedensiz kötülük" kavramını hatırlatmakta yarar var. Demirkubuz, insanoğlunun nedensizce de kötülük yapabileceğine, bunun doğasında olduğuna inananlardan. Yönetmen gibi düşünüp Seniha'nın kötülüklerinde bir neden aramayı bıraksak bile, filmin içinde "nedensizlik" durumu yeterince ikna edici olmuyor, Seniha'nın "nedensiz" iyiliklerini de açıklamıyor.

Sorunlu oyuncu tercihi 
Filmin oyunculuklar açısından artıları ve eksileri var. Gösterişsiz ve sade oyunculuğuyla Serhat Tutumluer filmin artılarından. Yine Seniha'yı canlandıran Nergis Öztürk de Altın Portakal'da kazandığı ödülü fazlasıyla hak ettiğini gösteriyor. Yan rollerde Hasibe Eren, Mustafa Uzunyılmaz, Nihal Koldaş ve Serdar Orçin de işlerinin hakkını veriyor. Ama Mükerrem'i canlandıran Berrak Tüzünataç ve Nüzhet karakterinde Bora Cengiz'in sorunlu olduğunu söylemek gerek. Tüzünataç, oldukça güzel, kalemle çizilmiş gibi... 
Ama bu güzelliğin kadınsılıkla buluştuğu noktalar oldukça az. Bu nedenle bütün kasaba eşrafının onun güzelliğinden konuştuğu sahnelerde bile "sönük bir hava" hâkim. Mükerrem'in girdiği her ortama güzellik de girerken, kadınsılık kapının dışında kalıyor sanki. Nüzhet'in bu kadar "baby face" resmedilmesi de ayrı bir sorun. Halit ile karşılaştıkları sahnede, Nüzhet bir erkekten ziyade çocuk gibi kalıyor. Demirkubuz'un oyuncu yönetimi konusundaki titizliğinin özellikle bu iki oyuncu için geçerli olmadığı da eklemek gerek. 
Yine de bir şeyi unutmamak lazım. Bütün bu eleştiriler için kıstas hiç kuşku yok ki Zeki Demirkubuz'un daha önceki filmleri. Dolayısıyla ve üzülerek söylemek gerek ki son dönemde izlediğimiz birçok yerli filmle karşılaştırıldığında, "Kıskanmak" dörtbaşı mamur olmasa da iyi bir film. Zeki Demirkubuz sinemasını takip edenler ve "insan ruhunu anlamak" isteyenler için izlenecek çok şey var yine de...