Un Certain Regard: Yazgı ve İtiraf  

Cannes, Un Certain Regard bölümüne Türkiye’nin yeni yeteneği Zeki Demirkubuz’un iki filmini seçmişti:İtiraf ve Yazgı. FIPRESCI (Uluslararası Eleştirmenler) jürisi, Nisan ayında yapılan 21. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Yazgı’ya uluslararası yarışmada, İtiraf’a da ulusal yarışma bölümünde ödül verdi. Eleştirmenlerin bu kararı alışılagelmişin epeyce dışında olmakla birlikte, “Karanlık Hakkında Öyküler” üçlemesinin bu ilk iki filmi de alışılagelmişin epey dışında.

FIPRESCI jürisinin açıklamalarına gelince: Yazgı,“ahlaki açıdan yargılayıcı olan bir toplumda sürüklenen kayıtsız bir karakteri betimleyişindeki serinkanlı, ihtiyatlı gerçekçilik ve absürd mizah nedeniyle”, İtiraf da “ihanet sonucu parçalanan, duygusal açıdan yoğun bir evliliği yalın bir uslupla betimleyişi nedeniyle” ödüllendirildiler. Albert Camus’nün 1942 yılında yayımlanan romanı Yabancı’dan esinlenen Yazgı, gümrük bürosunda çalışan, hiç bir neden yokken bütün eylemlerinde kendisini suçlu hisseden ve bu ruhsal durumunu irdelemeye bile gerek duymayan bir adamın öyküsüdür. Demirkubuz, “Bütün hayatım boyunca taşıdığım suçluluk duygusunu olduğu kadar, imtiyazlılara ve gerçekte yalnızca imtiyaz isteyenlere duyduğum nefreti anlatmayı hep istiyordum” diyor.

Musa’nın annesi bir gece ölünce, annesini sevdiği halde hiç acı duymaz; hatta bu yitirişin getirdiği rahatlamadan memnun olur. Aynı tutumu evlendiği, patronunun karısıyla iki küçük çocuğunu öldürmekle suçlandığı zaman da sürdürür. Filmin sonunda bir soruşturma savcısıyla arasında geçen keskin soru-cevap sırasında, masum olduğu halde hapishanede neden dört yıl suskun kaldığını öğreniriz. Ancak Musa’nın varoluşçu tutumunu açıklayış biçimi, onun davranışlarını açıklamaz. Bu açıdan Musa’nın evren felsefesi, Yabancı’daki Meursault’un düşüncesiyle aynıdır. Adını koymak gerekirse, yaşanmakta olan anın getirdiği fiziki duyumlardan başka evrende var olan her şeye karşı mutlak bir ilgisizlik… Ve ruhu emip kurutan bir karanlık öyküsü…

 İtiraf’ın başarılı zengin mühendisi Harun, karısının kendisine ihanet etmiş olduğunu bilmekte, ancak karısını kaybetme korkusuyla kanıtlara inanmayı reddetmektedir. Bir gece ızdırap dayanılmaz hale gelince, güç gösterisi, buruk suçlamalar ve karşı suçlamalar içinde karısıyla yüzleşir. Gerçeğin kendi vicdanını arındıracağı umuduyla karısından “itiraf” etmesini istemektedir. Bunun tam tersi olur: Kendi yaşamındaki karanlık bir sır ortaya çıkar ve Harun’u kendi itiraflarını yapmaya iter.

Demirkubuz, “Kim olduğumuz ve ne için yaşadığımızı bilmemek, gerçeği hiç merak etmemek o kadar büyük bir dezavantaj değil. Hatta bunların günümüzün iyi insanları olduğunu bile söyleyebiliriz. Öte yandan, bunun tersinin büyük dezavantajları var” diyor.

Zeki Demirkubuz Karanlık Hakkında Öyküler dizisi içinde bu tarzda (Albert Camus’nün  uyandırdığı kavurucu, arayışçı, felsefi duyguyu taşıyan) beş nihilist film yapmayı planlıyor. Dünyadaki kötülük ve umutsuzluk kadar “boş saplantılar” üzerine Karanlık Hakkında Öyküler… İtiraf’ı kendisine yardımcı olan küçük bir takımla yazdığı, yaptığı, yönettiği, görüntülediği, kurguladığı ve bunların üstüne bir de bir yılda iki film çekmiş olduğu için bu auteur’ün söylediklerine inanabiliriz. Bundan sonraki üç filmin bizi nerelere yönlendireceğini görmek ilginç olacak, çünkü Krzysztof Kieślowski’nin “ahlaki huzursuzluk öyküleri”nden sonra, izleyicisini varoluşun anlamını sorgulamaya bu kadar kışkırtan bir başka yönetmen olmadı.

 

Ron Holloway. Kinema. 2002.

İngilizce’den çevrilmiştir.