C Blok’tan İtiraf’a

Zeki Demirkubuz “tragedya”nın yaratıcı yönetmeni. Ama öyle yüce kişilerin tragedyası değil, basbayağı sokaktan insanların tragedyası bu.

Türk sinemasının yeni kuşak parlak yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz'un bol ödüllü iki filmi, "İtiraf" ve "Yazgı" Cannes'a davet edildi: Radikal.com.tr

Bu, Zeki Demirkubuz'un İstanbul'da ödüller alması ve Cannes'a davet edilmesi üzerine yazılmış bir yazı, ama aynı zamanda henüz yazılmamış bir makalenin de özeti olarak tasarlandı. Zeki Demirkubuz'un 21. İstanbul Film Festivali'nin uluslararası yarışma bölümünde yer alan "Yazgı" adlı filmi FIPRESCI Ödülü'nü "Ahlâki yönden önyargılara sahip bir toplumda sürüklenen umursamaz bir karakteri yansıtmasındaki soğukkanlı, ölçülü gerçekçiliği ve absürd mizah anlayışı nedeniyle" aldı. Ulusal yarışmada bulunan "Yazgı" ve "İtiraf" filmiyle "Yabancılaşma”yı yaşayan günümüz bireyinin çıkmazını yalın bir dille yansıttığı için" de Zeki Demirkubuz, en iyi yönetmen seçildi. Ayrıca ulusal yarışmada Onat Kutlar anısına verilen ödül, "İhanet yüzünden parçalanan gergin bir evliliği sert ve sade anlatımı" nedeniyle "İtiraf"a gitti (filmde Taner Birsel de en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi oldu). Tabii her iki filminin de Cannes Film Festivali'nde gösterilecek olması önemli bir başarı olarak değerlendirildi. 2001-2002 sinema sezonunun Demirkubuz yılı olduğu açık.

Zeki Demirkubuz, bulunduğu coğrafyadan hareketle evrensel temalara yol alan bir sanatçı. Lynette Carpenter, "Bir filmde üzücü bir şey bir kadının (ya da başka güçsüz grupların, örneğin çocukların) başına geliyorsa film melodram, bir erkeğin başına geliyorsa tragedyadır" demiş. Buradan hareketle Demirkubuz'un "tragedya"nın yaratıcı yönetmeni olduğunu savunmak zor değil. Ama öyle yüce kişilerin tragedyası değil, basbayağı sokaktan insanların tragedyası bu. İkinci sav olarak da onun filmlerinin, metinlerarası bir oyun oynadığını söyleyebiliriz. Zeki, kendi metinleriyle oynuyor sürekli. İzleyiciye de bu anlamda sürekli göz kırpıyor. "Masumiyet"te cezaevinde bozulan kapı, "Yazgı"da savcının odasında tamir edilir. Filmlerinin içinde filmler bulunur. "Masumiyet"te "C Blok", "Üçüncü Sayfa"da "Masumiyet" filmi izlenir. Yönetmen küçük rollerde filmlerinde görülür: "C Blok"ta bir deliyi, "Masumiyet"te bir izleyiciyi, "Üçüncü Sayfa"da bir dizi yönetmenini, "Yazgı"da yine bir izleyiciyi ve "İtiraf"ta aldatılmış bir adamı oynar.

Zeki'nin kendisiyle işbirliği

"C Blok" (1994), "Masumiyet" (1997), "Üçüncü Sayfa" (1999), "Yazgı" (2001) ve "İtiraf" (2001) adını taşıyan beş filmi ayrı ayrı da okunabilir, birlikte de. Onun temaları: Kurban olma, talihsizlik, aşk için her şeyi feda etme, olanaksız aşklar, aşk üçgenleri, itiraf etme / edememe, endişe/kaygı, kuşku, iyilik /kötülük, yazgı, yabancılaşmadır...

"C Blok" biçimsel olarak diğer filmlerinden farklıdır. Daha karmaşıktır ya da başka bir anlamda daha sade; bir daha kullanmayacağı hızlı çevrinmeleri ya da uzun geriye dönüşleri içinde barındırır.

Demirkubuz'un karakterleri her ne kadar fahişe, kapıcı, katil vb. olsa da bize yakındır, daha doğrusu biz onlara epeyce yakınız. Zeki'nin en büyük başarısı çok iyi diyalog yazması ve oyuncu yönetimi. Kanımca en tartışmalı yanıysa filmlerindeki kadın karakterler. (Özellikle "Üçüncü Sayfa"da film noir'lardan fırlamış bir femme fatale olarak Meryem'i düşünün; ama bu, kısacık bir yazının konusu değil). Bernard Dick'e göre auteur'lerin belli ortak noktaları var: Başkalarıyla işbirliği yapmak (Zeki daha çok bu işbirliğini kendisiyle yapıyor, bazen de belli oyuncularla ya da görüntü yönetmenleriyle çalışıyor), çalışmada farklılık aramak, motifleri yinelemek, daha önceki çalışmalarını ima etmek ve geçmişten ödünç almak (Zeki özellikle Yeşilçam filmlerini kullanıyor bu anlamda). Bir auteur'ü auteur yapan en önemli özelliklerden biri temalarıysa biri de motifleridir. Beş filminde de ortak olan ve temalarıyla iç içe geçen motifler film dilini de oluşturan kapılar, televizyon ve filmler, yollar, türküler (her filminde olmasa da önemli yer tutuyor), Zeki'nin kendisi (filmin içindeki küçük rolü), sürprizler, harcanan ama iyi olan edilgen erkek karakterler, genellikle güvenilmez/aldatan kadınlardır. Filmlerindeki erkeklerin iradesizliği/ edilgenliği, 'varoluşçu' bağlamda "Yazgı"nın Musa'sıyla doruğa çıkar. Filmlerinde genellikle çok az müzik vardır, uzun çekimler yoğundur ve geleneksel anlatı yapısını kıran denemeler vardır: "Üçüncü Sayfa"da Meryem'in konuşurken dudaklarının kıpırdamaması ya da son iki filminde film müziği kullanmayışı gibi.

Zincirleme filmler

Son filmi olan "İtiraf" ("Karanlık Üstüne Öyküler 2") döngüsel bir kader ya da kötülük üzerine kurulmuş bir ilişkinin bir bumerang gibi erkek karakteri vurması, yasak aşkın itirafı ve eski bir suçun itirafı, bu arada yazgı, kuşku, endişe üzerine kurulu. "C Blok"taki kıskanç koca "İtiraf"ta neredeyse hortlar. Her filminde olan sürpriz bu filmin ortasında karşımıza çıkar (çoğu sinema yazarı bu sürprizi hemen yazıverdi, hâlâ izlemeyenler olabilir, bu yüzden elbette söylemeyeceğim sürprizi). "İtiraf"ta erkeklerin yazgılarının ortaklığı, karakterin acısı ve perişanlığı yine üçgen aşklar üzerine kurulu. "Üçüncü Sayfa"da sınıf atlayıp üst katlara yerleşen kadın (Meryem) "C Blok"ta mutsuzluğun, yalnızlığın ve yabancılaşmanın kollarında kıvranırken (Tülay), sonunda "İtiraf"ta sınıfsal olarak düşmeyi de göze alır (Nilgün) (Filmler kronolojik okunmayabilir).

"Yeşil Işık" gibi yapay ve inandırıcılığı olmayan (ve bu yüzden komik) sahte aşkların dünyasından "İtiraf"ın gerçek ve boğucu dünyasına düşmek, mutsuzluğumuzun ve ilişki kuramayışımızın yüzümüze çarpılması izleyici olarak hepimize iyi gelecek. Kendi izleyicilik serüvenim adına Zeki'ye teşekkürler...

S. Ruken Öztürk. S. Ruken Öztürk Arşivi. 19 Mayıs 2002.