Zeki Demirkubuz, başrolünü de üstlendiği yeni filmi “Bulantı”da, karısı ve kızını kaybettikten sonra hayatını kaldığı yerden sürdürmeye çalışan kibirli bir adamın öyküsünü anlatıyor

“MASUMİYET” ve “Kader”in Zeki Demirkubuz sinemasının vitrini olduğunu düşünürüm. Derdini seyirciye hissettiren, duygu birliğine açık filmlerdir. Seyirciye karşı kayıtsız ve soğuk duran “Bekleme Odası” ve “Yazgı” ise Demirkubuz sinemasının derinlerindeki meselelere uzanan karanlık tünellere benzerler. Şimdi bu iki filme, onları tamamlayan ve temel meseleleri üzerine düşünmeyi sürdüren “Bulantı”yı da eklemek gerekiyor artık. Filmin ana karakteri Ahmet, “Yazgı” ve “Bekleme Odası” ndaki heyecansız, amaçsız, donuk erkeklerden biri. Ailesini “kaba insanların dolaştığı” mahallelerden birinde bırakmış, hali vakti yerinde, saygın bir akademisyen. İnsanların duygu dünyasıyla arasına koyduğu mesafe itibarıyla Camus’nün “Yabancı”sındaki karakteri hatırlatıyor ve inançsız görünüyor. “Yazgı” daki karakterin aksine düşüncelerini insanlarla paylaşma konusunda isteksiz. “Bekleme Odası”ndaki kibirli yönetmen karakterinden en önemli farkı, evli-çocuklu olması ve filmin başında her ikisini de bir kazada kaybetmesi.

KAYITSIZ ADAM 
Ahmet’i, kaza sabahı karısının (Nurhayat Demirkubuz) onu terk ettiği anlarda tanıyoruz. Kaza haberini geceyi geçirdiği sevgilisiyle (Öykü Karayel) birlikteyken alan Ahmet’in ilk tepkisini görmüyoruz. Birkaç ay sonrasına geçtiğimizde ise hayatını kaldığı yerden devam ettirmeye çalıştığına şahit oluyoruz. “Neden mevlit okutmuyoruz?” diyen kardeşine (Çağlar Çorumlu) kayıtsız; sevgilisine ilgisiz ve uzak. Kadınlarla sadece seks için birlikte olduğu zaten çok açık.

BEŞİKTAŞ SEVGİSİ 
Ancak hayatında bir kadın (Şebnem Hassanisoughi) daha var. Gündelik işlerine bakan, kocasını kaybetmiş, iki çocuklu, sessiz ve yardımsever bir kadın bu. İlk başlarda ona karşı da ilgisiz ama kadının oğlunun Beşiktaş sevgisini keşfetmesiyle birlikte Ahmet’in geçit vermez duvarlarında duygusal bir gedik açılıyor. “Bulantı” işte o gedikten sızan ve Ahmet’i kuşatan duygular üzerine bir film. Kolayca dile dökülemeyecek duygular bunlar. İçlerinde Ahmet’in alt sınıf karşısında duyduğu suçluluk da var, samimi bir merhamet de... Ama asıl önemlisi, Ahmet’i derinlerine gömdüğü acıyla yüzleştiren, tanımı zor daha başka “bir şey” var. Gerçek saflık ve iyilikle karşılaştığımızda yaşadığımız o arınmayı hatırlatan, teslimiyet özlemiyle güçlenen bir tür saygı, hatta inanç...

YAKIN YÜZ PLANLARI ÇOK AZ 
Anlatım, sadece Demirkubuz’un sade üslubunu yansıtmıyor. Ahmet’in duygusuz ve soğuk kişiliğine de uyum sağlıyor. Birkaç sahne dışında kamera karakterlerin yüzlerine pek yaklaşmıyor. Oyuncular geniş genel planlarda hacimsiz figürler olarak varoluyor. Görüntü yönetmeni Türksoy Gölebeyi ile birlikte solgun renklerle, loş, depresif bir görsel atmosfer kuran Demirkubuz’un, eşi ve kızının olduğu sahne dışında Ahmet’in evinde ısrarla aynı kamera açılarını ve lenslerini kullanması filme rahatsız edici bir yeknesaklık veriyor.

FİNAL SAHNESİ ETKİLEYİCİ 
Ağır tempolu ve kasvetli de olsa “Bulantı”yı baştan sona severek ilgiyle izledim. Demirkubuz’un bence derin sulara tüpsüz dalış yaptığı ve kalbini seyirciye samimiyetle açtığı bir film. Evde ışıkların kesilmesiyle başlayan ve bana sadece Tarkovski filmlerinde şahit olduğum türden bir deneyim yaşatan final sahnesini çok iyi bulduğumu da söylemeliyim. Son olarak Çağlar Çorumlu ile Ahmet’in haddini bilmez, şımarık ve ağzı bozuk eski öğrencisini oynayan Cemre Ebuzziya’nın filmin gerginliğini alıp seyirciyi eğlendiren performanslar çıkardıklarını belirtelim.

                                                                                                                                                                                                                                                        Mehmet Açar