Aldatma üzerine küçük bir film

İki filmi birden Cannes’a seçilince sinema tarihine gecen Zeki Demirkubuz’un “İtiraf”ı aşk, ihanet, merhamet temaları üzerine soluk kesici bir yapıt.

Bir yönetmenin bir yılda iki film çekmesi olağan dışı bir durumdur. İki filmin birden iyi olması olağanüstü bir durumdur. Her ikisinin birden Cannes Film Festivali Resmi Programına seçildiği ise görülmemiştir! Zeki Demirkubuz zor olanı başardı. Ona inanan bir avuç arkadaşının ve oyuncuların desteğiyle, Batı ölçülerinde kısa film bile çekilmeyecek bir bütçeyle iki uzun metrajlı filmi 2001 yazında tamamladı.

Cannes Film Festivali yöneticileri “Yazgı” ve “İtiraf” arasında seçim yapmakta çok zorlandı ve sonuçta “İtiraf”ta karar kıldı. Yanlış hesap Bağdat'tan döner: İstanbul Film Festivali’nde FIPRESCI jürisinin Uluslararası Yarışma'da “Yazgı”ya, Ulusal Yarışmada “İtiraf”a ödül vermesinden cesaret alarak “Yazgı”yı da Un Certain Regard bölümüne davet ettiler. Başka birçok festival de bu filmleri gösterebilmek için sıraya girdi. Sinemaya gevrek gevrek gülmek dışında bir amaçla giden kim varsa, onları örnek alıp “İtiraf”ın oynadığı sinemanın gişesi önünde sıraya girmeli. Hatta mümkün olsa da geniş kitleye ulaşamayan “Yazgı” yeniden gösterime girse.

Dostoyevski’nin izleri
“İtiraf” son derece yalın, duru, derin ve güçlü bir film. Kabaca, bir kadın ve bir erkek arasındaki ilişkinin aşk, nefret ve merhamet duyguları arasında gidip gelmesini anlatıyor. Filme egemen olan duygu, Dostoyevski’nin “Budala”sındakiyle karşılaştırılabilecek bir sevgi-acıma karması. “İtiraf”ın kahramanları Harun ve Nilgün'ün, Prens Mişkin ve Nastasya Filippovna ile benzer hiçbir yanı yok, tabii insan olmalarının dışında. “Üçüncü Sayfa” daki İsa'nın “Suç ve Ceza”daki Raskolnikov’u-ev sahibini öldürmüş olmanın dışında da-çağrıştırması türünden bir duygudaşlık söz konusu.

Dostoyevski gibi Demirkubuz’un da toplumun bilincine yüklediği verileri silip saf vicdanına ulaşmaya çalışan insanı, tüm ahlaki çelişkileriyle birlikte anlatmaktan başka bir kaygısı yok. “İtiraf” verili değerlerle önceden belirlenmiş insanın davranış kalıplarını kırmaya yönelik bir film. Bir anekdotla açıklayayım: Avrupa Filmleri Festivali’nin Diyarbakır’daki bir gösterimi sırasında bir erkek izleyici Harun’un merhametini “erkekliğe ters” bulduğunu söyledi.

Erkeklik ve merhamet
En yakn arkadaşının karısı Nilgün ile ilişki kurarak onun ölümüne zemin hazırlamış bir erkek Harun. Bu yüzden Nilgün ile evliliğinde hep tetikte olmuş, karısını aşağı görmüş, onun kendisine ihanet etmesini beklemiş. Film Nilgün'ün ihanetinden emin olmasıyla başlıyor. Ancak Harun bunu ona itiraf ettirmeyi bir türlü başaramıyor. Nilgün, ağlayan, yalvaran, şiddete başvuran Harun'a karşı inatla sessizliğini koruyor. Bunun nedenini yorumlamak bize kalmış. Filmin açık bırakılmış finalini de…

Zeki Demirkubuz’un git gide sadeleştirerek, hakikaten minimalize ettiği sinema diliyle anlattığı bu öykü girift içeriğiyle izleyiciye özdeşleşme şansı da tanıyor. Bu bağlamda Demirkubuz’un “Masumiyet”ten sonra en kolay “hissedilir” filmi olduğu ve izleyici potansiyeli taşıdığı kesin. Karı-koca arasında geçen bazı sahneler öylesine karmaşık, aşk-nefret-acıma öylesine birbirinin içine geçmiş ki onları çözümlerken midenizde bir şeyler düğümleniyor.

Alin Taşcıyan. Milliyet. 2002.