Yönetmen Zeki Demirkubuz, Jamie Bell’le “Karanlık Öyküler” üçlemesi hakkında konuştu

Albert Camus’nün klasik romanı Yabancı’dan perdeye uyarlanan Yazgı’nın 41 yaşındaki Türk yönetmeni Zeki Demirkubuz, “Bir yönetmen olarak beni en cezbeden şey insan doğasının karanlık yanı” diyor. Temel öğelere varana kadar sadeleştirilmiş olan film, kitabın temalarını bazen titiz bir ciddiyetle, bazen de kuru bir mizahla ele alıyor. Bu, Luchino Visconti’nin 1967 uyarlamasından çok daha başarılı bir film. Camus’nün romanı Meursault adında, ahlak dışı bir genç adam hakkındadır. Meursault, nedenleri açıklanamayacak bir cinayet işler, ancak toplum gözünde onun gerçek suçu geleneksel davranış modellerine uyma konusuna mutlak ilgisizliğidir. Demirkubuz, Camus’nün öyküsünü günümüz İstanbul’una taşır; Meursault da bir gümrük bürosunda çalışan, hiç bir duygusallık taşımayan Musa olur. “Yabancı’yı 1990’da okudum. Dostoyevski’den sonra beni en çok etkileyen kitap oldu”. Demirkubuz’un başlarda yapmayı istediği sadık uyarlama çabası kendisini tatmin etmeyince, romanın ikinci bölümünden ayrılmaya karar verir. Camus’nün romanında Meursault, hakkında yargılanacağı cinayeti işler. Yazgı’da ise cinayeti işleyen Naim (Musa’nın patronu) suçu Musa’nın üstüne atar. Naim, ilişkisi olduğu Sinem’in Musa’yla evlenmesini kıskanmaktadır. Musa, masumiyetini savunmaya tenezzül etmez ve hapishaneye girer. “Yabancı’nın ikinci yarısını, özellikle mahkeme böümlerini çok didaktik buldum. Bu nedenle Musa, filmde işlemediği bir suçu üstlenmek zorunda kaldı. Çünkü mahkeme sahnesinin tatmin edici biçimde çekilmesi imkansızdı. Ayrıca romanın bu bölümünü beğenmedim”.

Yazgı’nın merkezinde lakayıt ifadesi ve her şeyi kabullenen halleriyle Musa’nın duygusal boşluğunu mükemmel biçimde yakalayan Türk oyuncu Serdar Orçin var. “Bir günlük konuşmamız sırasında kendisine bu rolü vermeye karar verdim” diyor yönetmen. “Konuşuyorduk, birden beni dinlemediğini fark ettim. Daha doğrusu ne söylediğimi anlamadığını fark ettim. Durumu fark ettiği anda yüzünde gördüğüm ifade bana Musa’yı düşündürdü”.

Demirkubuz’un “Karanlık Hakkında Öyküler” adını verdiği üçleme, 2001 yılında yapılan Yazgı, İtiraf(2002) ve otobiyografik unsurlar taşıyan ve Demirkubuz’un oynadığı, bir yönetmenin Suç ve Ceza’yı uyarlama konusundaki başarısız uğraşısını anlatan Bekleme Odası’nı (2004) kapsıyor. (Demirkubuz hâlâ Dostoyevski’nin bu romanını çekmeyi planlıyor, ama acelesi olmadığını belirterek, “İnandırıcı bir Raskolnikov bulamadım henüz” diyor). “Karanlık Hakkında Öyküler” dizisi hakkındaki sorumuza “Diziye üçleme adını vermiş olduğum için pişmanlık duyuyorum, çünkü altı-yedi film yaptıktan sonra bu konular hakkında film yapmaya devam edeceğimi görüyorum” diyor.

Demirkubuz, radikal bir Maoist grubun üyesi olmaktan dolayı bir süre hapis yattıktan sonra film yapmaya 1990lı yıllarda başlar. “17 yaşımdan 21 yaşıma kadar hapiste yattım. Şimdi tamamen inançsızım ama ateist değilim:Kuşku duymaya inanıyorum; bu da benim komünist olmamı ya da herhangi bir başka ideolojinin takipçisi olmamı imkansızlaştırıyor. Suç ve Ceza’yı ilk kez hapishanede okudum; yaşamakta olduklarımı anlamama gerçekten yardımcı oldu. Hapishanede geçirdiğim sürenin bir şeylere yol açacağını hissettim. Yazar olacağımı sanıyordum ama yönetmen oldum”.

Yapmayı arzu ettiği bir başka proje de J. M. Coetzee’nin 1999’da yayımlanan, Pulitzer Ödülü kazanmış romanı Utanç’ı uyarlamak. Demirkubuz bu konuda şunları söylüyor: “Coetzee’yi kendime yakın buluyor ve Utanç’ı çekmek istiyorum. Ancak, bir İtalyan yönetmenin de bununla ilgilendiğini duydum”. Ciddi konularla ahlak sorunlarına sonsuz ilgi duyan Demirkubuz’un filmleri Bresson’un ve Kieslowski’nin filmleriye kıyaslanıyor. Bu durumun mevcudiyetini kabul etmekle birlikte şunu ekliyor Demirkubuz: “Benim kaynaklarım aslında hep yaşam, edebiyat ve kendi içimdeki karanlık oldu”.

Jamie Bell. Sight and Sound. Şubat 2006.

İngilizceden çevrilmiştir.