Yazgı

Genç Türk, Karanlık Öyküsüyle Yazgıyı Kışkırtıyor

Türkiye’nin en umut vaat eden yönetmeni Zeki Demirkubuz’un Karanlık Hakkında Öyküler üçlemesinin ilk filmi Albert Camus’nün romanı Yabancı’nın serbest uyarlaması. Film, çok sayıda festivale çekici gelecek. Filmin doğası ve geleceğiyle ilgili önemli göstergeler; Türkiye’deki kısa gösterim süresi, Türkiye’deki perdelerden zamanından önce çekilmesi ve geçen ay yapılan İstanbul Film Festivali’nde heyecanla karşılanıp Uluslararası Eleştirmenler Ödülü’nü almış olmasıdır. Cannes’ın bu filmi, üçlemenin ikinci bölümü İtiraf’la birlikte Un Certain Regard bölümü programına almış olmasına şaşırmamak gerekir. Filmin kasvetli havası ve minimalist yaklaşımı izleyicilerin çoğunluğu için zor bir sınav olacak gibi görünüyor.

Neşeli bir yönetmen olmayan Demirkubuz (bir önceki filmi “Üçüncü Sayfa” uluslararası ilgi uyandırdı ve yönetmenin son derece kişisel olan uslubuna dikkat çekti) Yazgı’yı, suçluluk ve yabancılaşma hakkındaki saplantısını irdelemeye devam etmek için kullanmış. Camus’nün 1967 yılında Luchino Visconti tarafından perdeye aktarılan karanlık varoluşçu öyküsünde kusursuz ilhamı bulmuş. Mekanı Kuzey Afrika’dan günümüz Türkiyesine taşınarak güncelleştirilmiş öykü, bir büroda önemsiz bir konumu olan memur Musa’yı (Orcin) izler. İlk sekansta Musa, yatağında ölen yaşlı annesini kaybeder; daha sonra aşık olmadığı çalışma arkadaşıyla evlenir ve kadının, patronuyla bir ilişki yaşayabilmek için kendisiyle evlenmek istediği gerçeğini kabullenir. Sadece kendisinden yardım istendiği için komşusunun suç işlemesine yardımcı olur; haksız yere cinayetle suçlanır; kendini savunmayı reddeder; gerçek katil intihar etmeden önce suçunu itiraf edince salıverilir. Musa, olup bitenlerin tümünden kopuk ve her şeye ilgisizdir; yaşamda şöyle ya da böyle bir tutuma sahip olmanın anlamsız bir şey olduğunu iddia etmektedir.

Özgün metnin anlatısından ayrılışlar, romanı bilenleri rahatsız edebilir. Camus’nün romanı yazdığı 1940lı yıllarda Cezayir’de hakim olan siyasi iklime yapılan göndermelerin yokluğu özellikle rahatsız edicidir. Ancak filmlerinin yapımcılığını, senaryosunu ve kurgusunu da üstlenen, yani tam gün auteur’lük yapan Demirkubuz, soğuk bir ilgisizlik kılığına girmiş ahlaki kargaşa, duygu taahhüdüne karşı bir silah olarak yabancılaşma,  sahip olmayanlar tarafından sahip olanlara duyulan güvensizlik gibi maddeleri içeren gündeminin peşindedir. En önemlisi, kahramanın her davranışında suçluluğun gölgesi vardır; her davranışını suçluluk duygusu yönlendiriyor gibidir. Sonuna kadar tutarlı olan Demirkubuz, kolay çözümler önermiyor. Onun yerine, gördüklerini yorumlamayı izleyiciye bırakıyor.

Demirkubuz, filmlerini yaparken her açıdan azın daha çok olduğuna inanıyor; gösterişsiz, ihtiyatlı bir görsel uslup kullanırken Mahler’den kısa iki bölüm dışında müzik kullanmıyor. Aynı zamanda kesin ve süssüz görseller sunuyor, aksiyonun perde dışında oluşmasına izin veriyor ve oyuncularının performansını sadece zorunlu ve temel olana indiriyor. Bütün bunlar, Akdeniz sinemasında ender görülen başarılar. Yazgı’nın sonu biraz zorlama ve öyküden çok yönetmenin mesajına uygun görünse de genel izlenim, bu yeni yeteneğin sanat filmi çevrelerinin gözdesi olacağıdır. Cannes’da bu yıl hakkında epeyce konuşulan yönetmen olduğuna bakılırsa, o durum gerçekleşmeye başlamış bile. 

Dan Fainaru.  Screen International. 2 Ekim 2002. 

İngilizce’den çevrilmiştir.